12 Kasım 2009 Perşembe

birsürüşey.

birsürüşey. birleşik yazmak istiyorum sürü sürü çünkü. birsürüşeyden kastım; herşeyin üstüste gelmesi. ben eskiden hep evli insanların çok mutlu olduğunu düşünürdüm ''neden kavga ederler ki devamlı birlikteler'' derdim. yok meğer öyle değilmiş. toplumsal mesaj vermek değil amacım. sadece yanılmışım işte. meğer insanlar büyük şeylerden değil en ufak şeylerden bile kocaman tartışmalar içerisinde bulabiliyomuş kendini. akabinde sinir krizleri, bağırmalar, çağırmalar falan. artık anlam veriyorum bu tür şeylere.
emoya bağlamak istemem, hayata küsmek de istemem, ama üzücü şeyler yaşıyoruz. Bitme nedeninin bu olmadığı çok belli. Birsürüşey nedeni. Birsürüşey aslında. Eskiden olsa arardım, ağlardım dayanamazdım ya da bu raddeye getirmezdik zaten. Ama yorulmuşuz. Ben kendimde artık hiç o gücü bulamıyorum. ''Hadi yaralarımızı saralım, barışalım gel bidaha böyle yapmayalım sen bidaha sinirlenme ben bidaha şımarıklık yapmiyim'' ile başlayıpp burdan köye yol olucak uzunlukta sözler hiç içimden gelmiyor. Denedik onu biz, denedik de hep aynı hatalarla karşılaştık. Ben kendi hatalarımdan sıkıldım. Verdiğim sözleri tutamadım, daha fazla dayanamadım, eski ben olamadım. Küçük minik kız değilmişim artık. En azından kendimi biliyorum, tutamayacağım sözleri vermiyorum ve dayanamıyordum artık. ya its not you its me bıdıbıdbıdbdıdıdbdıdıdııdıdıdı. done.

11 Kasım 2009 Çarşamba

adlandıramıyorum.

Lorem ipsum vim ut utroque mandamus intellegebat, ut eam omittam ancillae sadipscing, per et eius soluta veritus. Evet bu cümle ile karşılaştım daha girer girmez. Şeytan çarpması filmini hatırlattı bana ürküverdim birden.( exorcism of emily rose aslında ama çok uzun, şeytan çarpması diye kısaltmak istiyorum) Google translator'a danışmak için çabucak yeni sekme açtım. Fakat hüsranla sonuçlandı dili algılayamadı. Bilmiyorum, ben de anlamadım zaten. Hala biraz ürküyorum.
İşin ehli birkaç dosta sorar öğrenirim. Birtür prosedür olmalı. Prosedür deyince aklıma geldi, bugün prosedür icabı parmak izimi aldılar. Evet ülkemiz, kahraman Türk polisimiz bir veritabanı oluşturacakmış böylece yurtdışına gitmek isteyen tüm vatandaşların (kadın erkek genç yaşlı küçük büyük ihtiyar kızlar delikanlılar pek sevimli çocuklar dahil) seri katil gözüyle bakıldığı bir odada bilgisayarlı bir tür saçmalıklar silsilesi eşliğinde parmak izi alınıyor. Ben de bu kervana katıldım. Yoksa yurtdışına gidemezmişiz. Vah vah. Daha sonra odadaki bilinçli vatandaşımız kolonyalı mendil istedi, '' Ben herkesin pis elinin değdiği yere parmaklarımı koyuyorum lütfen kolonyalı mendil temin ediniz ya da pürel veriniz'' diye çığırdı. Domuz gribi korkusu da aldı başını gidiyor oysaki bildiğin zatürre ulen bu.Neyse. Memur beyler ve hanımlar güldüler, bilimsel bir yaklaşım ile ''bu makina kendi kendini temizliyor'' dediler. Bu bana pek inandırıcı gelmese de, sahte bir gülümseme ile yetindim. Çok garip şeyler oluyor ülkemizde. Adlandıramıyorum işte.